“Yas kaybedilen kişiden ayrılmakla ilgili gibi görünmekle birlikte, esasen, gidenle kurduğumuz ilişkiyi sürdürmenin yeni ve anlamlı yollarını bulmakla daha fazla ilgili.” diyor Prof.Dr. Şengül Hablemitoğlu “Yas Uzun Bir Veda” kitabında.
Kadınların ve erkeklerin yas sürecini nasıl geçirdiklerine, anlamlı yolları bulup bulamadıklarına bakalım mı?
Yapılan araştırmalar, kadınlar ve erkeklerin yas tutma
davranışlarını iki ana başlıkta topluyor:
1.
Sezgisel Yas (Inutiative Grief) Tutma
Davranışı: Bu tarz yas tutma yükselen bir duygusal deneyime dayanır. Kişi
duygularını paylaşarak, yitirdiği insanla olan ilişkisini irdeleyerek, sosyal
destek arayarak ve ölüm kavramını sorgulayarak yas sürecini geçirir. Sezgisel
yas sürecinde kişilerin başa çıkma stratejilerinin başında duyguları ifade
etmek gelir. (Genellikle kadınların yas tutma davranışı.)
2.
Araçsal Yas (Instrumental Grief) Tutma
Davranışı: Kişi kayıp duygusuna odaklanmaktansa, görevlere odaklanır. Araçsal yas sürecindeki kişi; öfke, kaygı, üzüntü gibi
duygularını tanımlamaktan ve dışavurmaktan kaçınır. (Genellikle erkeklerin yas
tutma davranışı.)
Yas tutma, kişisel bir süreç olduğu için, bu iki tipinde doğru
olanı yoktur ve her biri normal kabul edilir.
Ancak, toplumsal ve kültürel olarak her yas tutma davranışını kabul etmeli miyiz/ eder miyiz? Örf ve adetlerimize uygun olmayan bazı davranışlar için, evladını kaybetmiş bir anne olarak, içtenlikle kabul
edilemez diyebilirim. Tabii, kimseyi eleştirmek, bu doğrudur, bu yanlıştır
demek ne haddim ne tarzım ama aylardır, son derece naiflikle sürdürmeye
çalıştığım yas tutma biçimime, şahit olduğum bazı görüntülerden sonra, anne olarak
öfkeyi eklemek durumundayım.
Acı çekmeye ya da acısı ile baş etmeye çalışanların
duygularına saygı göstermek bir edeptir. Şanslıyım ki yaşadığım durumu
içselleştiren; sadece geride kalana değil gidene duyduğu saygıdan dolayı sosyal
medya hesaplarında uzun süre paylaşım yapmayan ya da hikayelerini gizleyen
onlarca dostum oldu. Ancak, azınlıkta olsa; hatta belki de tek; gece
kulüplerinde eğlenirken yapılan paylaşımlara da denk geldim. Bir anne olarak,
İren’ in annesi olarak, onun birinci derece yakınından gelen bu görüntüler beni şaşırtmasa da üzdü. İren’ ime büyük bir haksızlık yapıldığı hissine kapılmama neden oldu. Kendine
saygısı olmayandan, kaybına, acıya, ölüme saygı duymasını beklemek hata
sanırım! Ama ben anneyim, bu vurdumduymazlığa duyarsız kalamıyorum.
“Acı çekmeyi göze almadan yas da tutulmuyor ve acı
hissetmiyorsak hiç bağlanmamışız demektir.” diyor Prof.Dr. Şengül Hablemitoğlu “Yas
Uzun Bir Veda” kitabında ve ekliyor “Her insan kendi bağı ve kendi sevgisi
kadar yas tutuyor.”
Aylardır, kaybımla başa çıkmak için gösterdiğim çaba, yası öğrenmeye çalışmam, yasıma sahip çıkarak, onunla yüzleşerek uyum sağlamaya, uzlaşmaya uğraşmam... Anneliğin asla bitmeyecek bir şey olduğunu kavrayarak bunu bütün dünyaya haykırmak istemem… Anneliğimi sürdürebilmek adına her yolu denemem… Evladıma, öbür dünyadaykende annelik yapmaya çalışmam, onu her an düşünerek, dualar göndererek yalnız bırakmamam… Onunla ilgili yaptığım her şeye, tıpkı hayattayken olduğu gibi, emek vermem… Bonanno’ nun, çirkin başa çıkma (coping ugly), tanımlamasıyla çoğunluğun sağlıklı bulmadığı bazı davranışların başa çıkmayı kolaylaştırabileceğini bile bile, o yolları seçmemem… Kolayı değil, zor olanı seçmem… İren’ im, cennetinde benimle gurur duyduğunu biliyorum. Sana olan sevgim kadar, sevgimiz kadar, bağımız kadar yastayım.
Son söz: Tanıdığım gerçek "baba" ları tenzih ederek; evlat, sağken de, vefat etmişken de sadece annenin… Evlatlar, bu dünyada da öbür dünyada da sadece annelerin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder