Yas sürecinde, duymaya tahammül edemediğimiz söylemlerle karşılaşıyoruz her birimiz… Sizinkiler ne diye soruyor ve benim sınırlarımı zorlayan cümleleri paylaşıyorum…
“İyi gördüm seni…”
“Eşyalarını ver…”
“İkinci bir çocuk yaparsın…”
Bu üçü yarışır benim hikayemde!
Bana, “İyi gördüm seni…” denildiğinde, İren’ e ihanet
ettiğimi ve acımın görülmediğini hissediyordum. Kaybımın çok başında, henüz
kendim ne olduğunu, ne halde olduğumu anlayamazken, bu cümleyi duymak, içinde
bulunduğum durumla o kadar tezattı ki. “İyi gördüm seni…” denildi, “Sen nasıl
bir annesin ki iyi olabiliyorsun?” duyuldu.
Eşyalar, toplumun en hassas noktası! Bu hassasiyete, aynı
hassasiyet ile yaklaşmamak olmazdı. Ne halde olduğundan, senin için neler
yapılabileceğinden daha mühim çocuğunun eşyalarını nasıl ve ne zaman vereceğin.
Çoğunluk, bunun derdine düşmüş… Sanki, o eşyaları alırken sen vardın da
yanımda, verirken de sana soracağım… Bir de zamanı var malum… 15 günmüş… Yoksa,
huzursuz edermişim çocuğumu… Şimdi gülüp geçiyorum ama bu cümleyi her
duyduğumda, günlerce, elimde o an ne varsa masaya vura vura “Bana ne demek istedi?”
diye düşündüğüm anları da unutmuyorum. Eşyalarını çıkaramadım evden, ama bunu
soranları çıkarıverdim hayatımdan. Nasıl bir hafiflik anlatamam…
Ve, birinciliği zorlayacak cümle geliyor: “Başka çocuğun var
mı? Olsun, gençsin… İkinci bir çocuk yaparsın…”
Keşke, bazılarının, yas tutmayan hali yas tutanların hali
gibi olabilse… Başka bir çocuğun, gidenin yerini asla tutmayacağını
bilebilseler… Hatta, hayatta olan diğer çocukların bile… İkame araç mı alıyoruz
gidenin yerine?
Gençlik hayallerimin içinde bir sürü çocuk sahibi olmak
vardı. İren’ im doğduktan sonra, kendi gerçeğimi gördüm. Çocuk sahibi olmak bir
hayal değildi artık. Kanlı canlı kucağımdaydı. İren’ den sonra ikinci bir çocuk
sahibi olmamak benim tercihimdi. Belki bencil bir tondan gelecek ama ona olan sevgimi,
ilgimi, zamanımı, kardeşi dahi olsa, bir başka çocukla bölmek istemedim. Ben,
en çok onu sevmek, en çok onunla vakit geçirmek, kendimi tamamen ona adamak
istedim. Öyle de oldu, iyi ki… Bazen, ikinci bir kardeş fikri üstüne şakalar
yapardım ona. Yüz ifadesi değişirdi çünkü o da sadece kendisi olsun istiyordu
hayatımda. Öyle de oldu, iyi ki…
İren’ imin dünyaya vedasından sonra, bu hikayeyi bilmeyen
insanlardan aldığım yeni bir çocuk dünyaya getirmek, evlatlık almak tavsiyesi
kanımı donduruyordu. Böyledir ya bizim toplumumuzda… Bekara ne zaman evleneceği,
çocuğu olmayana ne zaman çocuk sahibi olacağı sorulur… Evladını kaybetmiş bir
anneye de yeni bir çocuk için akıl verilmesine şaşmamak gerek… Nasıl
düşüncesizce bir akıl… Anne, henüz kendinde değilken, ne yaşadığının, neyin içinde
olduğunun farkına varamamışken, yeni bir hayata can verecek yani, ömründe
olduğu en cansız haliyle bir de.
İkinci bir çocuğun anneyi hayata yeniden bağlayacağı
düşünülüyor. Birçok yas arkadaşım var, geride kalan çocukları için ayağa
kalkmak zorunda olan… Hayata tutunabilmek için bir sebep belki ancak ben
onların hikayelerini dinledikçe; öyle de naif ruhlu kadınlar ki, her seferinde özür
dileyerek anlatırlar bana hayatta kalan çocuklarını; iyi ki başka bir çocuğum
yok diyorum. Ben yasımı, onlara göre daha özgür yaşadığımı düşünüyorum. Geride kalan
evladım, beni böyle görüp üzülmesin, yanında ağlamayayım, kolumu kaldıracak
halim yok ama ona yemek yapmalıyım, kendi önümü göremezken onun geleceğini
planlamalıyım… Bunların hepsi yaşanılan karmaşık duruma eşlik eden yeni faktörlere
dönüşüyor inanın… Bu, zaman zaman, ikinci çocuğuma da haksızlık mı yapıyorum
duygusu yaşatıyor annelere… Çünkü, o çocuklar, hem kardeşlerini, hem
alıştıkları aile düzenini hem de annesini/babasını kaybediyor. Ancak, yas
tutmayanlar yas tutanların halini anlamadığı gibi, bu farkındalıkta da
olamıyorlar maalesef. Hiç birimizin, kaybettikleri evlatlarının ikamesi yok. Olamazda,
olmamalı da! Kendini, buna hazır hissederek, öz iradesi ile yeni bir çocuk dünyaya
getirme kararı alanları ayrı tutuyorum elbette. Bence cesur bir adım.
Sen, iyi ki benim tek ve eşsiz, hayattayken de yanına bir
başka çocuğu koymaya kıyamayacak kadar çok sevdiğimdin, iyi ki tek ve sonsuz
evladım sen oldun. Seni çok seviyorum Balım… Sonsuza dek…
Son söz… Bilmediğimiz yerden konuşmamalıyız bu hayatta… Verilen
tavsiyelerin kötü niyetle olmadığının farkındayız… Yaşadığımız acımasız hayat
oyununun da bizleri ‘haklı’ yapmadığını biliyoruz. Sadece, kırılganlığımız görülsün istiyoruz. Tam
da bu sebeple tavsiyelere değil, yanımızda olunmasına ihtiyacımız var…