İren’ im,
Dün, 14. yaşına girdin; bugün ise gidişinin 22. ayı bitti.
Tam 669 gün… Geçen her günde, sen hep geldin bana…
Özel günler, diğer günlerden daha zor. Belki de bizler anlam
yüklediğimiz için böyle, yokluğunla geçen her gün gibi karşılayamıyor insan.
Beni de bilirsin... Önemli bir gün var ise haftalar öncesinde telaşı kaplar
içimi. Eskisi gibi heyecana bürünmüş bir telaş değil tabii artık, endişeli. Ne
halde olacağını bilmemenin, belirsizliğin kaygısı. Ama yine beni bilirsin ki,
başıma gelecekleri tahmin eder, önden o ‘felaket’ yaşanmasın diye kontrol
etmeye çalışırım her şeyi. Bir gidişini kontrol edemedim, öyle bir gücüm yokmuş
‘anne’ olarak.
Senin varlığın ile renklenen hayatımdan çalındı tüm renkler. Yine bilirsin ki, hayattaki en büyük motivasyonum 'yapamazsın' denilmesi bana. “Sen misin dünya, renklerimi çalan? Bak nasıl renklendiriyorum şimdi gör!” dedim. İşte, kendi kendime kavga ediyorum hayatla. Gülme 🤭
Seni beni bin bir hale soktum yapay zeka ile. Aylar önce,
karşıydım bu fikre. Gerçekliğimizden uzaklaştırdığını düşünüyordum. Ay, bir
sevdim İren. Bıktı benden 🙂 Devam etmeyi
düşünmüyorum, kızgınım biraz kendisine. Seni bir uzun yapıyor, bir tombul
yapıyor. Ama kraker bacakların hep aynı ☺️ Her uykusuz gecemde, beni iyi
oyaladı. Renk düşün, yazı yaz, şarkı bul, fotoğraf birleştir. Güzel olduk güzel
🥰
Böyle böyle doğduğun güne geldik. Sen, geçen senede yaptın
bunu. Mayıs öyle bir hızla geçti ki, ben zor yetiştim.
Doğduğun günden bir gün önce, paylaşımlar ile geldin önce… Anneni hiç yalnız bırakmayan öğretmen arkadaşlarımın, evdeki köşene hemen yerleştirdiğim, üzerinde ikimizin fotoğrafı olan, 'Bazı sevgiler hiç eksilmez' yazan, bir de ışık saçan lambası ile geldin… Sana getirmem için aldıkları ‘mor’ çiçeklerle geldin… Bak, nasıl biliniyor her detay ☺️ 4 sene önce, Romeo ve Juliet’ te sahneye bıraktığın kuş tüyü olup geldin… O anı, hayatım boyunca unutmayacağım 💫
Sabah, babanın paylaşımı ile geldin önce. Bende olmayan bir fotoğrafınla. “Hayırrrr!” Bende olmayan fotoğrafın olur mu? İstedim, gönderdi. Sorguya çektim hemen nerde çekildi ne zaman çekildi diye. Hatırladım o günü. Sömestr tatilinde, yağmurlu bir günde Karaköy gezimizden. Tutturmuştun çiğ köfte diye, sonra yürümüştük yağmurda el ele… Sıcak bir kahve içmiştik ardından. Hatırlayınca rahatladım 🙂
İşe gitmek için yola çıktığımda, bir gece önce doğum günün
için hazırladığım videoda kullandığım şarkı çıktı radyoda. Tesadüf değil tabi,
yani bence değil! “Başladı benimki gelmeye...” diyerek gülümsedim. Okula
vardığımda, öğretmen arkadaşlarım kahvaltıya çağırdı beni. Onların yanımda oluşuyla geldin işte. 2 sene önce mezun olan bir
öğrencimin senin için getirdiği çiçeklerle geldin. Adına dikilen onlarca
fidanla geldin.
“İstasyonda duran Marmaray’ a ayağında tekerlekli patenlerle
binen İren…” diye başlayan fizik soru bankasına yazılmış bir soru ile geldin.
Onlarca “İren’ e onu sevdiğimi söyle.” diyen mesajla geldin… Masada bir pasta ile: “İren için beraber üfleyelim mumu.” diyen seslerle
geldin.
Fotoğraflarının ekran görüntülerini alıp, altına göz
dolduran mesajlar yazanların kalbinde, zihninde, sana ayırdıkları vakitte geldin. Sarılmalar ile, hediye
ettiğin fincanlarda içilen kahveler ile geldin.
En sonunda ben sana geldim. Buraya kadar dimdikti annen…
Bıraktığı hissi sevmediğim, o soğuk taşta yazan adını öperek
başladım. Önce sana gönderilen çiçekleri, mesajları ilettim, malum görev
insanıyımdır, sonra o isyan bayrakları ele geçirdi beni, öfke ile yanımdakilere
“Beni bir bırakır mısınız?” dedim. Anne-kız baş başa kaldık. Biraz sohbet ettik,
biraz ağlaştık. Pastanı üfledim senin için, hem de en sevdiğin çilekli 🍓Yanında
bir yer olsa da bende hep burada kalabilsem diye düşündüm. Genelde arkama
bakmadan kaçtığım o yerde, ilk kez uzun uzun kalmak istedim. Arabaya bindik,
seninle daha önce gitmediğimiz, ıssız, sakin bir yere gitmek istedim. Bugün,
herkes benim istediğimi yapıyor malum, azıcık zorlasınlar kendilerini. Hafta sonu
da olsa istediğim gibi bir yer bulsunlar di mi ama tatlım? Ve buldular İren’ im.
Birlikte hiç gitmediğimiz o yere girerken, kapısının önünde duran bir kuş tüyü
ile geldin.
Sen hep gelirsin, bende hep bulurum seni. Final şahane oldu
be kuzum, tam sen gibi, tam biz gibi. Yakışanı yaptın yine deli çocuk. Zaten
bugün kuş tüyü bulmasaydım çok mutsuz, çok umutsuz olurdum. Şimdi, doğum günü
hediyeni hangimiz hangimize verdi onu pek anlamadım… Galiba, bu defa sen bana
🙏🏼
Sevginle, varlığını hissettirmenle…
Masada, çaylarımızı içerken, paylaşılan onlarca anı ile
geldin. Sadece, sen konuşuldun. Güle ağlaya… Zaman ilerledikçe, ‘yas köşesi’
özlemi sardı beni. Seni konuştuğumuz masadan kalkmak istemeyenler oldu ama yine
ben istediğim için kalktılar… Bugün, ne istersem yapılan gün…
Eve her döndüğümde yaptığım gibi “Ben geldim.” diyerek öptüm
fotoğrafını. “Dünyada olsaydın bu kadar insan bilmeyecek, anmayacaktı seni
doğum gününde. İren denilince herkesin aklına nasıl ayran ve Galatasaray
geliyorsa, bundan sonra her 23 Mayıs’ ta da sen geleceksin akıllara.” dedim. Ee, böyle ölümsüz kılacağız seni Balım. Geride kalan olarak, bana düşen bu oldu.
İyi ki doğdun, iyi ki doğurdum. İyi ki senin annen oldum,
iyi ki benim İren’ imsin…
Son bir rica… Hani, final şahane oldu dedim ya az önce… Sen
daha güzelini yaparsın, ben sana güveniyorum 🙏🏼 Gece gelip
öper misin?
“Anneeee, uyusan geleceğim de fırsat vermiyorsun ki!” mi
dedin? Deme deme... 2 gecedir uyumuyorum, bu gece uyurum umarım. Sende bana güven
🙏🏼
Seni çok çok çok özledim, çok çok çok seviyorum Balım, Bal Meleğim 💜