10 Nisan 2026 Cuma

Yasın Bencilleşme Hali

Yas tutarken en çok hissettiğimiz duygu anlaşılmamak… Şartlar eşit değil, olmasında… Kimse, bu durumu anlamak zorunda kalmasın ama bininci defa söylüyorum: Sadece susması gereken yeri bilsin! 

Hayatımda bilmediğim bir konu hakkında kimseye akıl vermedim… Öğretmenim ama her şeyi bilmeme imkan yok. İngilizce öğretebilirim sadece. Bir matematik öğretmenine “Bu konuyu şu şekilde anlat.” diyemem… Had bilmek, sınırları tanımak bence bir insanda olması gereken en büyük erdemlerden… Hele, söz konusu, yaşanmamışlıklar, bilinmeyen yerler olduğunda tavsiyede bulunmak yerine, sessizce yanında durup susabilmek kıymetli ve etkili olan…

Şunca aydır çığlık atıyorum, çığlık! Yüküm öyle ağır geliyor ki, taşıyor her hücremden. Hüznümü, eksikliğimi saklamadan; yasımı olduğu gibi, tüm kırılganlığımı, öfkemi, isyanımı, nasıl devam edebildiğimi ve edemediğimi; içimden geldiği gibi anlatmaya çalışıyorum. Kimse için değil, kendim için. Ama, görmek isteyen kalplere de dokunduğunu biliyorum. Bazı kalplerin ise kör olup göremediğini… 

Eksikliğin, katbekat fazla hissedildiği özel günler… Ah o özel günler… Bayramın üstünden, 3 hafta geçmişken, “Bayramda ne yaptın?” diye soruluyorsa halen, “Neden eskisi gibi değil bayramlar?” diye ekleniyorsa üstüne; bu sorular karşısında donup kalıyorsam, bir de “Malum sebepten mi?” deniliyorsa… Pes ediyorum.

“Malum sebep”… İren’ im, kaybım, acım, özlemim, gözyaşım, uykusuz gecelerim, bitmeyen cevapsız sorularım… Yasın aslında bizlere dayatılan toplumsal öğretilerden farklı bir şey olduğunu anlatma çabam… Yasımızı, bu öğretilerden farklı yaşayabileceğimizi göstermeye çalışmam… İki kelimeye sığdı… Ayakta kalabilmek için tutunduğum dallar kırıldı sanki… “Sen bir şey değişemezsin Gaye’ cim.” dedim kendime… “Hadi otur yas köşene, bunu da göm içine…”

Bir gün sürdü bu halim… Çünkü ben İren’ in annesiyim… Biz, anne-kız el ele, hayatın bize sunduğu tüm güzellikleri kucakladığımız gibi tüm zorlukları da beraber karşıladık 12 yılda.

İren, 4 yaşındayken, gözünün önünde, uğradığı şiddetten yere düşen annesini, o küçük elleri ile kaldırdı. Ben ondan, senin yanında olmamalıydı diye özür dilerken, “Sen özür dilemeyeceksin, onun dilemesi lazım.” dedi. “Gidelim mi?” dediğimde, öyle bir güçle “Gidelim.” dedi ki, o bakışları ve ses tonunu unutmam mümkün değil.

Biz, düştüğümüz her yerden hep el ele kalktık… Kimselerde bilmedi ne yaşadığımızı… Maddi, manevi tüm sıkıntıları beraber göğüsledik. Bu sorunların içinde, hayattan, yan yana olmaktan keyif almaya, küçük mutlu anlar yaratmaya, birbirimizi anlamaya devam ettik… Sevgimiz ile ayakta durduk… Her anne çocuğunu sever elbette, ama her çocuk İren gibi sevemez… Onun sevgisi, bana her zaman ilaçtı, güçtü. Kendime kör olduğum zamanlarda bile, göremediklerimi gösteren sihirli bir değnekti sanki varlığı…

Ta ki o güne kadar… O gün, ilk defa, kan kusup kızılcık şerbeti içtim, diyen Gaye yoktu… Süründüm… Ve o gün, ilk kez “İren sen beni nasıl bıraktın?” diyerek isyan ettim. Ama sonrasında, onun annesi olduğumu hatırlayarak devam ettim… Her şeye rağmen… Sadece kaybımın yarattığı duygularla değil, akıl verenlerle, yaşadıklarımla işittiklerimin ikilemiyle, anlaşılmamakla da mücadele ettim. Yas tutan her birey gibi.

Bir an, yine düştüm… Ama kaldığım yerden devam ediyorum. Sihirli değnekli bir kızın annesiyim çünkü… Bu yolu, yalnız yürümediğimi biliyorum. İren’ im, en büyük ve en güçlü eşlikçim… Ölümün bile ayıramadığı şeyler oluyormuş bu hayatta. Ve hayat, merkezine bizleri almıyormuş aslında. Biz, kendimizi bir yerlere yerleştirme isteğinde, çabasındaymışız.

“Seni üzmek istemem.” diye başlayan her cümleden sonra, içtenlikle ve samimiyetle söylendiğini bilsem bile, aklımdan geçeni olduğu gibi yazayım mı size. “Halen, bu hayatta beni bir şeylerin, birilerinin üzeceğini düşünüyor demek!”.

Beni, evlat kaybı yaşayan annelerin hikayeleri üzer, beni sevdiği birini kaybedenin içinde bulunduğu hal üzer… Kendimi korumak adına, tüm bu üzüntülere ara vermek istersem, aldığım bir kilo üzer… Yani, ben neye üzülmek istersem ona üzülürüm artık.

Yasın, böyle özgürleştirici ve bencilleştirici bir hali de var. Bencil olmakta yeni bir anlama büründü benim için. Ben ne zaman bencilleştim biliyor musunuz? İren’ imi toprağa koyup, “Ben sensiz ne yapacağım?” dediğim anda… Evladını kaybeden bir anne ile tanıştığımda, gidenden çok geride kalanın halini düşünüp, ona üzüldüğümde…

Sözün özü, yaslı kalbi, yaslı beyni, yaslı duyguları, düşünceleri yaşamadan tanımaya çalışın… Ve, hiç yapmadığım bir şeyi yaparak, tavsiyede bulunayım mı? Ama bildiğim yerden… Dünya, kendimizi merkeze koyup; hata yapmaktan kaçınarak, kurallarla kaidelerle yaşayıp, duvarlarımızı kaldırmadan, anı yaşamadan terk edilecek kadar anlamlı bir yer değil… Hele de kendimizi, başkalarının hayatının merkezine koyacak kadar… Ya da tam tersi, başkalarını kendi merkezimize alacak kadar… Yasımın, bu evresinde, hissettiklerimden yola çıkarak, daima merkezimde olan İren’ imle, “ben” demeye başlıyorum.

 

4 yorum:

  1. Seni öyle çok seviyorum ki . Her yazdıgın yazıda kendime dair biseyler buluyorum .

    YanıtlaSil
  2. Bediha Vatansever10.04.2026 19:07

    Canım Gaye hocam 🙏😔Melek İren🪽🙏

    YanıtlaSil
  3. Zerrin Ellialtıoğlu11.04.2026 16:40

    Ahh canım Gaye🌹😔

    YanıtlaSil
  4. Zerrin Ellialtıoğlu11.04.2026 16:41

    Ahhh canım Gaye🌹😔güzel İren❤️

    YanıtlaSil