Yas tutarken en çok hissettiğimiz duygu anlaşılmamak… Şartlar eşit değil, olmasında… Kimse, bu durumu anlamak zorunda kalmasın ama bininci defa söylüyorum: Sadece susması gereken yeri bilsin!
Hayatımda bilmediğim bir konu hakkında kimseye akıl
vermedim… Öğretmenim ama her şeyi bilmeme imkan yok. İngilizce öğretebilirim
sadece. Bir matematik öğretmenine “Bu konuyu şu şekilde anlat.” diyemem… Had
bilmek, sınırları tanımak bence bir insanda olması gereken en büyük
erdemlerden… Hele, söz konusu, yaşanmamışlıklar, bilinmeyen yerler olduğunda
tavsiyede bulunmak yerine, sessizce yanında durup susabilmek kıymetli ve etkili
olan…
Şunca aydır çığlık atıyorum, çığlık! Yüküm öyle ağır geliyor
ki, taşıyor her hücremden. Hüznümü, eksikliğimi saklamadan; yasımı olduğu gibi,
tüm kırılganlığımı, öfkemi, isyanımı, nasıl devam edebildiğimi ve edemediğimi;
içimden geldiği gibi anlatmaya çalışıyorum. Kimse için değil, kendim için. Ama,
görmek isteyen kalplere de dokunduğunu biliyorum. Bazı kalplerin ise kör olup
göremediğini…
Eksikliğin, katbekat fazla hissedildiği özel günler… Ah o
özel günler… Bayramın üstünden, 3 hafta geçmişken, “Bayramda ne yaptın?” diye
soruluyorsa halen, “Neden eskisi gibi değil bayramlar?” diye ekleniyorsa
üstüne; bu sorular karşısında donup kalıyorsam, bir de “Malum sebepten mi?”
deniliyorsa… Pes ediyorum.
“Malum sebep”… İren’ im, kaybım, acım, özlemim, gözyaşım,
uykusuz gecelerim, bitmeyen cevapsız sorularım… Yasın aslında bizlere dayatılan
toplumsal öğretilerden farklı bir şey olduğunu anlatma çabam… Yasımızı, bu
öğretilerden farklı yaşayabileceğimizi göstermeye çalışmam… İki kelimeye sığdı…
Ayakta kalabilmek için tutunduğum dallar kırıldı sanki… “Sen bir şey
değişemezsin Gaye’ cim.” dedim kendime… “Hadi otur yas köşene, bunu da göm
içine…”
Bir gün sürdü bu halim… Çünkü ben İren’ in annesiyim… Biz,
anne-kız el ele, hayatın bize sunduğu tüm güzellikleri kucakladığımız gibi tüm
zorlukları da beraber karşıladık 12 yılda.
İren, 4 yaşındayken, gözünün önünde, uğradığı şiddetten yere
düşen annesini, o küçük elleri ile kaldırdı. Ben ondan, senin yanında
olmamalıydı diye özür dilerken, “Sen özür dilemeyeceksin, onun dilemesi lazım.”
dedi. “Gidelim mi?” dediğimde, öyle bir güçle “Gidelim.” dedi ki, o bakışları
ve ses tonunu unutmam mümkün değil.
Biz, düştüğümüz her yerden hep el ele kalktık… Kimselerde
bilmedi ne yaşadığımızı… Maddi, manevi tüm sıkıntıları beraber göğüsledik. Bu sorunların
içinde, hayattan, yan yana olmaktan keyif almaya, küçük mutlu anlar yaratmaya,
birbirimizi anlamaya devam ettik… Sevgimiz ile ayakta durduk… Her anne çocuğunu
sever elbette, ama her çocuk İren gibi sevemez… Onun sevgisi, bana her zaman
ilaçtı, güçtü. Kendime kör olduğum zamanlarda bile, göremediklerimi gösteren
sihirli bir değnekti sanki varlığı…
Ta ki o güne kadar… O gün, ilk defa, kan kusup kızılcık
şerbeti içtim, diyen Gaye yoktu… Süründüm… Ve o gün, ilk kez “İren sen beni
nasıl bıraktın?” diyerek isyan ettim. Ama sonrasında, onun annesi olduğumu
hatırlayarak devam ettim… Her şeye rağmen… Sadece kaybımın yarattığı duygularla
değil, akıl verenlerle, yaşadıklarımla işittiklerimin ikilemiyle,
anlaşılmamakla da mücadele ettim. Yas tutan her birey gibi.
Bir an, yine düştüm… Ama kaldığım yerden devam ediyorum.
Sihirli değnekli bir kızın annesiyim çünkü… Bu yolu, yalnız yürümediğimi
biliyorum. İren’ im, en büyük ve en güçlü eşlikçim… Ölümün bile ayıramadığı
şeyler oluyormuş bu hayatta. Ve hayat, merkezine bizleri almıyormuş aslında.
Biz, kendimizi bir yerlere yerleştirme isteğinde, çabasındaymışız.
“Seni üzmek istemem.” diye başlayan her cümleden sonra, içtenlikle
ve samimiyetle söylendiğini bilsem bile, aklımdan geçeni olduğu gibi yazayım mı
size. “Halen, bu hayatta beni bir şeylerin, birilerinin üzeceğini düşünüyor
demek!”.
Beni, evlat kaybı yaşayan annelerin hikayeleri üzer, beni
sevdiği birini kaybedenin içinde bulunduğu hal üzer… Kendimi korumak adına, tüm
bu üzüntülere ara vermek istersem, aldığım bir kilo üzer… Yani, ben neye
üzülmek istersem ona üzülürüm artık.
Yasın, böyle özgürleştirici ve bencilleştirici bir hali de
var. Bencil olmakta yeni bir anlama büründü benim için. Ben ne zaman
bencilleştim biliyor musunuz? İren’ imi toprağa koyup, “Ben sensiz ne
yapacağım?” dediğim anda… Evladını kaybeden bir anne ile tanıştığımda,
gidenden çok geride kalanın halini düşünüp, ona üzüldüğümde…
Sözün özü, yaslı kalbi, yaslı beyni, yaslı duyguları,
düşünceleri yaşamadan tanımaya çalışın… Ve, hiç yapmadığım bir şeyi yaparak,
tavsiyede bulunayım mı? Ama bildiğim yerden… Dünya, kendimizi merkeze koyup;
hata yapmaktan kaçınarak, kurallarla kaidelerle yaşayıp, duvarlarımızı
kaldırmadan, anı yaşamadan terk edilecek kadar anlamlı bir yer değil… Hele de
kendimizi, başkalarının hayatının merkezine koyacak kadar… Ya da tam tersi,
başkalarını kendi merkezimize alacak kadar… Yasımın, bu evresinde, hissettiklerimden
yola çıkarak, daima merkezimde olan İren’ imle, “ben” demeye başlıyorum.
Seni öyle çok seviyorum ki . Her yazdıgın yazıda kendime dair biseyler buluyorum .
YanıtlaSilCanım Gaye hocam 🙏😔Melek İren🪽🙏
YanıtlaSilAhh canım Gaye🌹😔
YanıtlaSilAhhh canım Gaye🌹😔güzel İren❤️
YanıtlaSil